
TEPKİLER!
Bazı dostlarımız zaman zaman soruyorlar: “Hocam o kadar yazıyor, çiziyorsunuz, nasıl tepkiler alıyorsunuz? Özellikle ‘Alevilik’ konusunda yazdığınız yazılar ve yapılan röportajlar sonucunda nelerle karşılaştınız? Tabi dilimiz döndüğünce gelen tepkileri kendileriyle paylaşmaya çalışıyoruz. Bugün siz sevgili okuyucularımla da bu konuyu paylaşmak istedim.
Her şeyden önce yazmak, aynı zamanda her türlü tepkiyi de göze alarak ortaya çıkmaktır. Hele ki ‘Alevilik’ gibi naif ve derinlik isteyen bir konuda yazmak, elbette daha büyük riskleri göze almak demektir. Ancak risk almadan da hiçbir gelişim sağlanamaz. Her şeyin bir bedeli olduğu gibi yazmanın da bir bedeli ve onun yanında inanılmaz bir keyfi vardır. Alevî kökenli bir ilahiyatçı olarak bu konu benim özel ilgi alanımı oluşturuyor. Yıllardır bu konularda kafa yordum, yüzlerce makale ve kitap okudum, konuyla ilgili onlarca insanı dinledim. Bu konuda piyasada kafaları karıştıran, ilgisi olmadığı halde siyasî ve ticarî kaygılarla bilgi kirlenmesine neden olan eserleri gördükçe, üzerime düşen görev ve sorumluluğun daha fazla olduğunu düşünerek yazmaya ve çizmeye devam edeceğim.
Bunca araştırmalarım ve gözlemlerim bana; anlatmadan önce anlamayı, hüküm vermeden önce bilgi sahibi olmayı öğretti. Aldığım eğitim ve kültür, gördüğüm manzarayı belki tekzib edebilse de empati kurarak konuya sağduyulu yaklaşmayı uygun gördüm. Dünyanın sadece benden ibaret olmadığını, benim dışımda da insanların çeşitli inanç ve kültür farklılığıyla yaşadığının farkına vardım. Ve sonunda bu farklılıkların, korkulacak bir durum değil, tam tersine bir zenginlik olduğunun bilincine vardım. Bütün bu tecrübelerimin sonucunda, insanları kendi değerleriyle olduğu gibi kabul etmem, muhataplarıma da pozitif yansımış olmalı ki genelde hep bu yönde tepkiler aldım. Art niyetli ve çıkar amaçlı bazı kimseleri saymazsak, insanımızın iyi niyetle yapılan gayretleri boşa çıkarmadığını gördüm.
Özellikle benimle yapılan son röportajdan sonra, çok değişik tepkiler geldi. Bunların içinde, meseleye çok dar çerçeveden bakanlar, konuyu sığ bir inanç boyutu olarak görüp tartışmanın bile abes olduğunu söyleyebildiler. Kargadan başka kuş tanımayan böylesi dar görüşlü insanlara anlatacak çok fazla sözümüz yoktu; ancak konuyu tarihî, sosyal, kültürel tüm boyutlarıyla tartışabilecek yeterlikte olanlar için konuşacak çok şey vardı. Bakın konuya bu açıdan yaklaşan bir kardeşimiz ne güzel özetliyor meseleyi:
“…Bu ülkenin gerçeğidir Alevilik ve Sünnilik. Alevileri, bir kısmı da olsa (belki çok çok az bir kısmı olabilir) ayrılıkçı ve çatışmacı olarak görmeyi istemem. Hiç işime gelmez bu durum. Aleviler kendilerini ezilmiş hissediyor iseler (ki evet, geçmişte tamamen politik kaygılar uğruna talihsiz bazı olaylar olmuştur), onların bu hislerine ortak olurum.
Ben ne kadar müslüman isem, ortalama bir alevi de en az benim kadar müslümandır. Ben ne kadar bu devletin sahibi isem, her hangi bir Alevi de yine en az benim kadar bu devletin sahibidir. Benim Alevileri nasıl tanımladığımın fazla bir kıymeti yok. Aleviler kendilerini nasıl tanımlıyor iseler ona itibar ederim. Alevilerin Sünnileşmesini, Sünnilerin Alevileşmesini asla istemem. Herkes olduğu gibi kalsın. Aç kalsam, bir Fransız’dan, bir İngiliz’den veya bir Arap’tan kapısını çalıp ekmek isteyemem. İstersem korkarım, ‘dilenci Türk’ derler bana. Ama, bir Alevinin kapısını çalmaya utanmam. O beni anlar. Biz birbirimizden ekmek isteriz, o bunu bilir. Aleviyim diyene de, Sünniyim diyene de söyleyebileceğim bir iki çift kelam var: Eline, beline, diline sahip değilsen, ne Aleviliğinin kıymeti var, ne de Sünniliğinin. Alevinin beni, benim Aleviyi düşman olarak görmemizin birbirimize hiç bir faydası olamayacağı kesin. Ancak, varımız yoğumuz, çar naçar bir devletimiz var onu da yer bitirir. Biz de kumda oynarız. Oynayabileceğimiz kum bulabilirsek tabii. Pir Sultan Abdal, ‘iki kardeş karşı karşı salındı/ ciğerciğim delik delik delinde’ derken, her halde benim gibi düşünüyor olmalıydı..”
Neyse ki konuya bu şekilde akılcı ve sağduyulu yaklaşanların sayısı oldukça fazla. Bu durum bize umut ışığı oluyor ve çalışmalarımıza da şevk ve heyecan veriyor. Pek çok kardeşimiz, benzer düşünceler içersinde olduklarını ve bizim, onların hislerine tercüman olduğumuzu söylüyor. Yine aklıselim düşünen insanlara göre, bu ülke ne çektiyse ideolojik ve çıkar amaçlı mihraklar yüzünden çekti. Ne zaman bu mihrakların gücü zayıflayıp, taassuptan uzak önyargısız düşünen âkil insanların gücü ve sesi artarsa çok daha güzel günler yakın olacaktır.
Evet, bu ülke hepimizin ve herkese yetecek kadar da zengin ve güçlü bir ülke. Burada yolculuk yapan aynı geminin yolcuları olarak, selametle limana gidecek yolları aramak zorundayız. Gemiyi delmeye çalışan idrak yoksunu insanlara engel olmak hepimizin görevi. Dürüst olmayanlar kadar bile cesur olamayıp tartışmaktan dahi kaçınıyorsak vay başımıza geleceklere!
İhsan ÜNLÜ ihsan66@gmail.com
Yazının Yayın Tarihi: 18 Eylül 2008 Perşembe Bu köşe yazısı 307 defa okundu. Toplam 670 kelime
Yazdırılabilir Sayfa Pdf Formatı Arkadaşına Gönder
[ Geri Dön: İhsan ÜNLÜ ] - [ Yazarlar İndeksi ]
|