
ÜÇ RAHMET
Bir adı da Erhamür’rahimin(merhametlilerin en merhametlisi) olan Yüce Allah, üç rahmetinden bahsediyor Kur’anda: Yüce Kitabı Kur’an, insanlığa müjde olan yağmur ve Habib-i edibi Hz. Peygamber(a.s) “Biz, Kur’an’dan öyle bir şey indiriyoruz ki o, müminler için şifa ve rahmettir; zalimlerin ise yalnızca ziyanını artırır.” (İsra, 82) Gerçekten o günün ve bugünün, dahası kıyamete kadar gelecek tüm insanlar için sadra şifa ayetlerle dolu olduğunu görüyoruz Kur’an’ın. Çünkü o, kalpleri ve kalıpları; siret ve suretleri yaratan Yaratıcının hak kelamıdır. Bir mütefekkirimizin ifadesiyle; Hak olup, Hak’tan gelip Hak diyen ve hakikatı gösteren ve nurani hikmeti neşreden O’dur. Yarattıklarının derdini de dermanını da en iyi bilen Cenab-ı Hak, kullarının iki cihan mutluluğunu murad etmiştir.
O’na yakışan da mutluluk reçetesini yani en son ve en orijinal mesajını insanlığa iletmektir. O, bazı vefasız kullarına rağmen asla iletişimi koparmamıştır ve koparmayacaktır.
Yine, insanlara yağmuru müjdeleyici rahmet rüzgarlarından söz eder Kur’an: “O, rüzgarları rahmetinin önünde müjde olarak gönderendir..” (Araf, 57) İnsanlığın hayatını idame ettiren toprak ana kuruduğunda, suya hasret insanların nasıl bekleştiğini biliriz. Hatta, daha ileri boyutlara gelindiğinde hep birlikte yağmur duasına çıkıldığını, rahmetin sahibinden rahmet dilenildiğini görürüz. Suyun hayat, hayatın su olduğu bir dünyada, ‘benim o rahmete ihtiyacım yok’ diyenini duydunuz mu hiç?
Ve yine insanlığın efendisinden, âlemlere rahmet olarak söz eder Kur’an: “Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.”(Enbiya, 107) Bakın, onu en yi tanıyanlardan birisi ve ilk Müslümanlardan olan Cafer b. Ebu Talib’in ağzından dinleyelim getirdiği rahmeti. İnsanlığın hasretle beklediği ve sonunda kavuşunca hararetle kucak açtığı o aziz peygamberin ne büyük rahmet olduğunu, muhacir olarak gittiği yerde şöyle anlatıyor Cafer: “ Ey hükümdar! Biz bilgisizlik ve barbarlık içinde yaşayan cahiliye halkı idik. Putlara tapıyor, ölü eti yiyor, ahlaksızlık yapıyor, akrabalık bağlarını çiğniyor ve komşuluk haklarını tanımıyorduk. Güçlülerimiz zayıflarımızı eziyordu. Biz böyle bir yaşam içinde iken, Allah bize aramızdan, soyunu, doğruluğunu, güvenilirliğini ve namusluluğunu bildiğimiz bir Peygamber gönderdi. Bu Peygamber bizi, Allah’ı bir bilmeye ve ona ibadet etmeye, taptığımız putları bırakmaya çağırdı. Bize doğru söylemeyi, emaneti sahibine vermeyi, akrabalık bağlarına saygı göstermeyi, komşuluk haklarını tanımayı, cinayet ve kan dökmekten vazgeçmeyi emretti. Ahlaksızlık yapmayı, yalancı şahitlik etmeyi, öksüzün malını yemeyi ve kadınlara iftira etmeyi yasakladı...”(Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı,İbrahim Sarıçam,s.100) Müşriklerin, kendisine sığınan Müslümanları barındırmayacağını umdukları Habeş kralı Necaşi, aksine onlara kucak açıyor ve sonunda Rahmet Peygamberine teslim oluyordu.
Rahmetin zahmete dönüştüğü, fitne ve zulümlerin ayyuka çıktığı şu dünyada, rahmet peygamberini ve getirdiği rahmet mesajlarını anlamaya ne kadar ihtiyacımız var değil mi? Kainatın yüzü hürmetine yaratıldığı Efendimiz(a.s)’ı anladığımız ve gerçek anlamda örnek aldığımız gün rahmete kavuşacağız. Çünkü O, rahmet kapısını da zahmet kapısını da göstermiştir.
Ashabıyla oturup sohbet ettiği bir gün, ümmetinin su-i akıbetini bir benzetimle gözler önüne sermiş, Allah Resulü: Aç olan insanların sofraya oturduğunda yemeğe hücum ettikleri gibi; ahir zamanda diğer milletler de benim ümmetime saldıracaklar buyurmuş. Bunun üzerine ashap, sayıları az mı olacak? diye sorduklarında; hayır bilakis sayıları çok olacak lakin selin önündeki çer-çöp mesabesinde olacaklar. Neden böyle olacak ya Resulallah denildiğinde; ‘vehn’ hastalığına tutulacaklar. Vehn nedir? diye sorulduğunda ise; ölümü çirkin görüp dünyaya meyletmektir, buyururlar.
Bugün, Peygamberin dönemindeki putlar yok belki. Kimse de kalkıp aleni putlara tapmıyor. Ancak, tapar derecede meylettiğimiz tabularımız yok mu? Kimimiz riyasetle, kimimiz şehvetle, kimimiz mal ve şöhretle, kimimiz de bilgi ve kariyerimizle sınanıyoruz. Bu sınavdan yüz akıyla çıkabilmek için de onun aziz hatırasına sahip çıkıp yaşamak gerekiyor.
Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un aynı zamanda dua yerine geçen dizeleriyle yazımıza son verelim:
Dünya neye sahipse, onun vergisidir hep
Medyun ona cemiyyeti, medyun ona fert
Medyundur o masuma bütün beşeriyet
Ya Rab, bizi mahşerde bu ikrar ile haşret.(Safahat, Bir Gece şiirinden)
İhsan ÜNLÜ ihsan66@gmail.com
Yazının Yayın Tarihi: 2 Mayıs 2008 Cuma Bu köşe yazısı 545 defa okundu. Toplam 577 kelime
Yazdırılabilir Sayfa Pdf Formatı Arkadaşına Gönder
[ Geri Dön: İhsan ÜNLÜ ] - [ Yazarlar İndeksi ]
|