BAYRAM, O BAYRAM OLA!
Bütün güzelliği ve haşmetiyle bir Ramazan ayını daha geride bırakırken tatlı bir bayram telaşına düştük. Her ayını ‘Ramazan’, her gününü ‘Kadir’ neşvesi içersinde geçirenler için zaten her daim bayram. Ancak bu ayı, gerçekten amacına uygun bir tarzda geçirenler için bile büyük kazanımları olan bir aydır ‘Ramazan’. Hz. Peygamberin ifadesinde yer bulan, ‘geçmiş günahlarının bağışlanması’, kişinin bayramı değildir de nedir? Hiç olmazsa bu ay hürmetine ağzına içki koymayanların, bütün yıl bir değirmen gibi çalışan organlarını bir ay dinlendirenlerin mideleri bayram etmedi mi? 

Öte yandan resmi istatistikler, suç oranının en düşük olduğu ay olarak bu ayı gösteriyorlar. Bu kazanım bile insana, ‘keşke her ay Ramazan olsa’ dedirtecek bir kazanım değil mi? Böyle bir ‘rıza pazarı’nda herkes memnun ve mesrur oluyor. Şeytan, zincire vurulmuş gibi böyle bir ortamda fazla mesai yapamıyor. Ancak, ısrarla yanına yaklaşıp zinciri çözmeye çalışanlar için ise yapacak fazla bir şey yok. Şeytana bile parmak ısırtacak şeytanlıklar peşinde koşanlar için, zaten her şey mübah. Böyleleri için ne ramazan, ne bayram hatta ne din, ne iman fark etmiyor. O yüzden kendi özgür iradeleriyle en büyük cürümleri işleyenlere bakarak, Şeytanı ‘günah keçisi’ ilan etmenin de çok fazla bir mantığı yok gibime geliyor. 

Ramazanın, onu diğer aylardan farklı kılan ve insana çok büyük katkıları olan özelikleri ve faziletleri var. Bana göre, bunların en önemlisi nefisle olan mücadeleye büyük katkısı. Kişinin belli süre içersinde her türlü nefsanî ve şehevî arzu ve isteklerinden uzak durması, arzu ve istekleri hiç bitmeyen nefis için büyük bir darbedir. Çünkü nefis, her daim kötülüğü telkin eder. İnsanın bu zafiyetini bilen Yüce Allah, Kur’an’da bu duruma sık sık atıfta bulunmuştur. Yine O’nun Ulu Peygamberi ve Sevgili Habibi de bu duruma dikkat çekmiş; ‘Allah’ım! beni göz açıp kapayıncaya kadar dahi nefsimle baş başa bırakma’ duasında bulunmuşlardır. Yine Allah Resulü(a.s) büyük bir gaza sonrasında; ‘İşte şimdi küçük harpten büyük harbe döndük’ buyurarak gerçek ve amansız düşman olan ‘nefis’le mücadeleye dikkat çekmişlerdir. 

Hani askerlikte bir tabir vardır: “kışlada ter dökmeyen, savaşta kan döker.” Ramazan, tabir yerindeyse müminlerin kışlası ve talimgâhıdır. Burada nefisle mücadele adına ne kadar gayret gösterilirse, sair zamanlarda kişi o kadar rahat edecek ve ‘kâmil insan’ olma noktasında daha hızlı adımlar atabilecektir. Bu hususu çok iyi bilen Allah dostları, bütün ömürlerini bu mücadeleye hasretmişler, iyi insan ve salih bir kul olabilme adına her şeylerini seferber etmişlerdir. Çünkü onlara göre, dünyası ramazan olanların ahireti bayram olacaktır. Bu dünya fânidir, gelip geçicidir. Dolayısıyla buradaki üçbeş günlük bayramlar da çok önemli değildir. Önemli olan bâki olan dünyada, Bâki olan ‘Yâr’ ile kavuşup buluşabilmektir. Mevlana hazretleri daha dünyadayken öldüğü son geceye, Hakk’a kavuşmaktan ötürü, ‘şeb-i arus’ yani düğün gecesi demektedir. Yine İbn-i Arabi’nin, derin tefekkürler içersinde iken yanına gelen bir zatın, niçin yalnız oturduğunu sorması üzerine; ‘hayır yalnız değildim. Yar ile baş başaydım, sen gelince yalnızlığa düştüm’ cevabını vermesi manidardır. 

Asıl vatan olan ukbâ aleminden çıkıp gurbet diyarı olan dünyaya sevk edilmekten dolayı dünya alemi, arifler için hep ‘hasret yurdu’; ahiret ise ‘vuslat yurdu’ telakki edilmiştir. Ahiret yurdunu asıl vatan, Rabbu’l âlemin’i gerçek vuslat ve bayram sevinci kabul eden, arif-i billah Alvarlı Lütfi Efendinin nefis dizeleriyle bitirelim yazımızı:
Can bula Cânânını
Bayram O Bayram ola
Kul bula Sultanını
Bayram O Bayram ola.

Hüzn-ü keder def ola
Dilde hicap ref ola
Cümle günah ef ola
Bayram O Bayram Ola.

Lütfi Ya Lütfü Kerim
Erişe Rahmü-Rehim
Bermurad ede fehim
Bayram O Bayram Ola.
Yazar: İhsan ÜNLÜ
Tarih: 2008-09-29


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Erzincan 24 Haber
http://www.erzincan24.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.erzincan24.com/modules.php?name=Kose_Yazilari&op=viewarticle&artid=170